8-AİLE ŞİRKETLERİ NEDEN BATAR

Esnaf adam uzun lafı sevmez, hele gaz veren laflara hiç gelemez. Yeri geldi mi mangalda kül bırakmaz ama iş kendi kurduğu aile şirketini 3.kuşağa aktarmaya gelince sadece yüzde 3-4 başarı oranı ortaya koyar. Bu başarı oranını beğenmeli mi? Otur evladım yerine SIFIR…
O yüzden doğrudan bir yazı olmalı, ilkokul öğrencisi bile anlamalı sayın psikolog. Gece gece dert ettiğin şeye bak; yok batan şirketler sonuçta milli servetmiş yok binlerce insan bu kıldan tüyden sebeplerle kapanan şirketler yüzünden işsiz kalıyormuş da bu da toplumsal bir facia demekmiş de… Geç bunları! Esnafa, iş insanına laf anlatmak bi hayli zordur, bilirsin..
– Yine de deme öyle belki birileri okur ve okutur, belki kulağına kar suyunun kaçmasına müsaade edenler de vardır.
8 MADDEDE; BİR AİLE ŞİRKETİ NEDEN SÜRDÜRÜLEMEZ?
Buna bir işletmeci veya iktisatçı kendine göre cevap verebilir. Ben biraz daha temelden yani psikolojiden ele alacağım.
1- KÜÇÜMSERLER DE ONDAN
Kurucu (Patron) evladını veya kardeşlerini küçümser yahut da çocuk patron babasını küçümser. Patron, çocuğuna tecrübesiz der, çocuk patron babasına eski kafalı. Biri şu projeyi yaparım der, diğeri oğlum o işler öyle kolay değil der.. Uzatabilirsiniz bu diyalogları.. Tam bir ego savaşı. Savaşın olduğu yerde gelişmekten bahsedilemez. Bireyler egolarını bir tarafa koyup bütüncül faydayı temel hedeflerine koyarlarsa bu sorun ortadan kalkar.

2- BABA OĞULDAN- İŞVEREN İŞÇİ ROLÜNE GEÇMEKTE ZORLANIRLAR DA ONDAN
Bebekliğimizden beri zihnimizde BABA diye tanımladığımız ve öyle alıştığımız insan bir müddet sonra İŞVERENİMİZ dir. ‘Baba’ diye mi hitap etsin ‘bey’ diye mi iş yerinde? Baba, oğlum mu desin bey mi desin yoksa doğrudan ismini mi söylesin? Bu iş yeri rollerine alışamamak zihinde çatışmalar yaşatmaya başlar. İşveren babasından fırça yiyen işçi evlat akşama aynı sofrada yemek yiyecektir sonuçta. E öyle işçi evlat öyle ulu orta işveren babasına karşı hislerini de anlatıp da şöyle bir dökülemez. Sonuçta karşılıklı öfke ve merhamet duyguları arasında her iki taraf da gel gitler yaşamaya devam ederler. Çözümü ne bunun; iş hallerinin işte, ev hallerinin evde yaşanması yani kapısının önündeki ağaca baltasını asan oduncu gibi bir şeyleri geride bırakabilme becerisini geliştirerek bu çatışmalar çözülür.

3- BOYNUZ KULAĞI GEÇMEMEMELİ DE ONDAN
Daha dünkü velet değil miydi, o şimdi kendini büyümüş mü sanıyor, kolay gelinmedi buralara, kırk fırın ekmek yemeli vs. Ben geldiysem evladım da hayli hayli gelebilir rahatlığı yok çünkü kumanda elden giderse kendi ‘hiçliğe’ yahut ‘güvensizliğe’ düşecek. Hani bazı adamlar vardır ya şoförün yan koltuğuna oturur bir de şoföre karışırlar. Öyledirler onlar da. Geleneksel lider tüm gücü eline alır, ‘gerçek lider’se gücünü paylaşır.

4- ŞİRKETE BİR ANAYASA YAPILMAZ
Etkili aile şirketlerinin anayasaları vardır. Bu anayasada hemen her şey belli kurallarla tarif edilmiştir. Yılda kaç kez kar payı dağıtılacağı, çocuklarının okul veya lüks harcama sınırları, ortak giderler, hisse devrinin şartları kısacası akla gelebilecek her türlü ihtilaflı konular konuşulmuş ve ortak bir karara bağlanmıştır. Ara ara kural güncellemeleri de yapılır. Bunu yapmayan aileler çoğunlukla kar payı dağıtımı esnasında sen fazla ben eksik aldım kavgasına tutuşurlar. Manen sarsılan güven, yerini öfke ve ayrışma duygularına bırakır.

5- ŞİRKETTE ÇALIŞANLARIN GÖREV TANIMI BELLİ DEĞİLDİR
Ya her şeye koşturulur evlat ya da gerçekten kabiliyetinin olmadığı alanda istihdam edilir. Oysa satın almacıysa satın almacı, muhasebeciyse muhasebeci olmalı. Her kapıyı açar maymuncuk gibi olursa bir müddet sonra zihin ve dikkat dağınıklığı başlar. Verimi düşer; kendiyle ve çevresiyle çatışmaları artar. Baba gerçek bir veliaht yetiştirmek istiyorsa evladını en çekirdekten itibaren maaşlı olarak çalıştırmalı. Harçlık vererek değil.

6- EKONOMİNİN ALAYIYLA MEKTEBİNİ BİRLEŞTİRMELİ
Alaydan gelen baba kendi alan tecrübesini çocuğuna aktarırken, çocuğunun gelişimi adına onu işletme, iktisat, bilişim, hukuk, insan kaynakları vs gibi bölümlere teşvik edebilir ancak asla onun adına karar vermemelidir. Çünkü her fert gerçekten istediği kariyeri elde ettiğinde başarılı ve mutlu olabilir. Çocuğun şirketi devam ettirme gibi bir zorunluluğu yoktur. Teşvik var, ısrar yok. Teşviğe uyup bu bölümleri okumak istediyse baba, çocuğunun elde ettiği bilgileri merak etmeli ve ona eşlik etmelidir. Bu ancak erken dönemde sohbet edebilmeyi başarmış baba-çocuk ilişkisinde elde edilebilir. Sohbet dilini geliştirememişsek bu zordur. Sakıp Sabancı kendisine getirilen Turkcell Projesini reddetmenin pişmanlığını kendine has üslubuyla “içimiz yanıyor ağam içimiz” derken Mehmet Emin Karamehmet’in bu projeye talip olmasının onun okuduğu okuldan kaynaklandığını ifade etmiştir. Mektepli alaylıya, alaylı mektepliye çok şey katar.

7- YAŞANAN SORUNLAR DOĞRUDAN KONUŞULMAZ. ÜÇÜNCÜ KİŞİLER HEP VARDIR
Baba ve evlat yaşadıkları sorunları çevrelerine veya eşine/annesine, aktarır. Bu sorunları çözmediği gibi daha büyük kısır döngülerin oluşmasına neden olur. Oysa herkes duygu ve düşüncesini doğrudan muhatabına bildirmeli fakat bunu yaparken fayda temin etme niyeti ve yargılama dilini kullanmadan belirtmeli. Buna dair temel iletişim dersleri alınmalı ve bu konu önemsenmeli.

8- BABA EVLADINA SONSUZ GÜVEN DUYAR
Yeterince tecrübesi olmamış çocuğunu doğrudan üst düzey yetkiyle donatmak, erkenden işleri devretme tutumu, ne yaparsa yapsın denetlememek de şirket intiharının bir diğer sebebidir. Vaktinden önce zorla açılmış her çiçek solmaya nasıl mahkumsa bu şirketten de hayır beklenmez. İş yerinde önemli tecrübelere sahip yılların emektarlarını ezmeler, kaba hitap etme şekilleri, büyük riskli hareketler tehlike çanlarının çalmasına neden olur.

Şüphesiz bu maddelere ekleme ve çıkarmalar yapılabilir. Ancak benim gözlemlerime göre en temel sebepleri bunlar. Yavaş yavaş batmak da bir tercih çıkmak da… Ya sizin tercihiniz?